Pazartesi, Kasım 15, 2008 · Kategori: siir
sığınmak bu
suyun öbür kıyılara tutunan ellerine inat
sandalları tütsüleyen güneÅŸe
durmayı bilir gözlerim
ısmarlama zamana ışığı vurmadan direncim
kan emzirilen bunca varlığa
ihanetli bedene, kirletilen şarkıya
bir ÅŸiirle inerim
çıplak su gibi gülümseyen
kadın gibi dik
tüm akışını aÅŸk'a uzatan
çok susması seviÅŸmeye bedel
yarın gibi ölmek için
bin ÅŸiire söz olurum
evet sığınmak
ateşi selamlayıp
aşk'ı şiirle
geceye deniz gibi akarım
damarımızda birleşen kan gibi
çırılçıplak!
Hakan Kartal
Denizsuyukasesi Aralık 2008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Cuma, Eylül 10, 2008 · Kategori: siir
Neden
dedi kadın
oysa, ateşten savaşımdın tanrıdan sakınıp
küskün nehirler gibi aksa da içime erkliÄŸin
serin iklimler aşırmıştım buz kokan topraktan
soyunup bekledim
saçlarımda parmaklarının ılık mevsimi
ıslaklığını dudaklarımdan akıttım
çığlıklarını çığlığımdan devÅŸirip
gözlerimin buÄŸusuna çizdim
seni içimde tuttum da
en derinime sürüklendim
neden üÅŸüyorsun bu kadar benken sen
ve hala kuvvetini sımsıkı kavrarken gamzelerimde
Şehir sayı:39
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Pazar, Ağustos 14, 2008 · Kategori: siir
Gözlerini kapadı karanlık
sesime ait su'larda
su da ıslandı aslı'nda
Sureti uzak
kın'ında bağıran bıçağın
ah... o ışığı kim çağırdı
Kapalı gözlerinde karanlık
içeride uyuttuÄŸu çocuk uyandı
gecenin kalbinde
ışıltılı dudağı kan'la yıkandı
İki kapısı var dışarının
duvarda parmağı boşaldı
acıyla kapansın diye sessizliği
sorgular kendine uzandı
Şehir Sayı:38
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Cuma, August 15, 2008 · Kategori: siir
Boynuma Asılı Şiir
Gözlerini gördüm
içime, içime doÄŸruydun
titreyen ışığı kapattı dudağım
saçların dokunmaktı
kaç zamanı geçip, Papatya sessizliÄŸiyle
Bil Kadın!
AÄŸustos böceklerinin kanlı dudağında ölmek seni özlemek
boynuma bir ÅŸiir asıp, saçlarına ay ışığı olmak
göÄŸsümde uyuduÄŸun akÅŸamlar, kaÅŸlarının tenha su'yuna karışıp
özlemek bu
iç denizinde çırılçıplak
yıldızlara akmak Lodos vakitlerinde
Gözlerindeyim
içine, içine d/üÅŸüyorum
dağlarımız karanlık
kuÅŸ sürüleri delirmiÅŸ cennetinde bahar'ın
gücümüz böyle bir gecede
kelepçesiz, sırılsıklam
büyülü ÅŸehirlerin terinden
denizler örüyoruz
bizi terkeden taş umutlarımıza
yangınlar vuruyor
dudaklarımızın tadını çalan rüzgara
soframız bitkin
sesin, boÄŸazıma düÄŸüm
tenim bir sana bakir, sana kokum
iklimini sal üzerime
ç
ö
z
ü
l
e
y
i
m
Karşın Sayı:7
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Perşembe, Haziran 17, 2008 · Kategori: siir
Duvarlar çiziyorum, kaybolan köÅŸelerimi toplayıp
titrek muma kırık yüzler iÅŸliyor nefesim
kapı karanlık
nöbetinden düÅŸtüm
ay ışığına ateş bastığım acıların
yıldızlar, serseri kumsal, gitarda kirli nota
çıplak tohum ekiyorum sancılı gülüÅŸlere
göÄŸsümdeki vadiyi üÅŸütürken güneÅŸ
Duvarlar yıkıyorum, dört yanım cehennem
kapım zincir
silahsızım
ah... toprağa karışır parmaklarım
kanım akar sonbahara
kendimden geliyorum
ISLIK Sayı:3
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Cuma, Mayıse 27, 2008 ·
Bütün dillerde aynı renk akar gözyaşı
acının kalbinde düÄŸümlense de hürriyet
Filistin kan saÄŸar, ateÅŸ denizinde
saatler üÅŸür Afrikada
YaÅŸamak bakar bütün çocukların gözleri
ekmeÄŸin bereketi, annelerin cennet sütü
Bütün dillerde aynı renk bakar çocukların gözleri
aynı sıcağı taşır, ah o kolları
acının kalbinde büyüse de hürriyet!
DoÄŸmasız-Ölmesiz Sayı:3
21 Ocak 2008/Ortaköy
Yorum (1)
Yorum yaz!
Pazartesi, Mayıse 16, 2008 · Kategori: siir
Toprağın izniyle güneÅŸi öpen MenekÅŸe! hoÅŸgeldin
huzurla ve tanrının ışığıyla
Kudretli göÄŸsünde nefeslenen kuÅŸlara
doÄŸurgan kanadıyla direnci öÄŸütledi
seni od'la emziren gerçek
Görünmeyen kolları sarmalasın diye
rüzgar da çaÄŸrılmadı mı mahÅŸere
Evreni kuşatan sıcaklığı akıtan o'ydu
eÄŸilen göÄŸü adınla çağırdı huzruna
Gözlerin cennetin anahtarı
varolan tüm su'lara kalbinin mührü vuruldu
yaprağında, yaratıldığın mevsimin tarihi
Şehir Sayı:35
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Çarşamba, Nisan 7, 2008 · Kategori: siir
Ellerime bak, yüzünün perdelendiği
karanlığı saklıyorum, elerine
yuvarlak seviştiğin gözlerim
saatlerce
kavganın ışığında
Ellerime, bak
seceremiz! derin ve devrik
yatağına kaç deniz çağırdın
saklanıyor şimdinin huzuru
sonraya beni katan çığlığınla
Ellerime, dur!
emzirdiğinm kadınlığın
yangınlarda ter içinde
göğsüm! katli vacip pencerenin ışığı
Hakan Kartal
Şehir Sayı:34-Mayıs 2008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Salı, Nisan 6, 2008 ·

Bu araştırma yazısına başlamadan düşünceliydim. Muhammed İkbal'in eserlerini süzgeçten geçirebilmem için, onun yaşadığı çağa olan tanıklığını, farklı zaman karşılaştırmalarıyla ve günümüz şiir kıstaslarıyla harmanlayarak çözümlemem görünen yolun düzergahıydı ilkin.
İkbal'in şiiri kavrayışı ve sözcüklerin anlamlandırılışlarından oluşan ahenk, o günkü şartların üzerinde kurgulanmaları oldukça keyifli bir okunmayı da barındırıyor. Bunun yanında çözümlemelerinin ve öngörülerinin gelecek zamana ışık tutabilecek zenginliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz.
İkbal, özellikle insan kavramını bölmeden, ayrımsız tek bir lisanda işlemiş düşünce ve eserlerinde. Önemli bir ayrıntı da, ezilmişliğin, esaretin, umutla omuz omuzalığının gerçekliğini ve elbette toplumun umutsuzluğu inançlarıyla yıkabileceğini açıkça imlemesidir.
Doğu ve Batı'yı birbirinden ayıran ve zamanla yer değiştiren dengelerin eşitlenebileceğini bir çok eserinde görüyoruz.
"Doğudan kaçma ve Batı'ya hor bakma
çünkü, fıtratın özlemleri
geceyi sabaha çevirmek içindir"
Diyerek, kutuplaşan ne varsa, ne varsa zamanı delip geçen eşitsizlik adına, yok sayabilir insan, diye tamamlamıştır.
Bir çok noktadan yola çıkarak İkbal'i bütünleyen sayısız düşünceye sahip olabiliriz. Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki, İkbal'in yazı ve söylemleri tamamıyla kendini tamamlayıcı duruyor. Her şeyi söyleyebilme özgürlüğünü ortaya koyan içerikleri barındırıyor.
Özellikle "MUM" şiirinde tüm renklerini görkemli bir şekilde gösteriyor İkbal. Şair2in ne büyük bir seziyle çağlar arası yolculuk yaptığını anlayabiliyoruz. Alıntılarsak bir kısmını poetik seyrini de yapabiliriz devamında...
"gökyüzü şafağın ışıklarıyla parıltıya dönüşecek
ve gecenin karanlığı hızla kalkacak
ihvanlar ıstırap içinde gelecek ve birlik olacaklar
meltem ve çiçekler mutlu bir yolda karşılaşacaklar
gözyaşlarım şebnem damlaları gibi parıldayan müzik getirecek
ve bu bahçenin her goncası kaderimle düzenlenecek
kalpler gönülllü secdelerini hatırlayacak
başlar harem'in kutsal toprağına yeniden değecek
dudaklar gözün görmediğini ifşa etmez
dünyanın değişmeye gittiği bu yolda hayret ettim
gecenin karanlığı sabah güneşinin ışığından önce kaçacak
bu bahçe Allah'ın cennetinin şarkısı ile dolacak"
Öncelikle dikkatimi çeken, bu şiirin Müslüman toplumun emperyalist Batı medeniyetlerinin etkisi altına girdiği, etkilendiği ve ezilmeye başladığı tarihlerden çok önceleri yazılmış olması. Bu tespit yeni olmayabilir, lakin altını kalın çizgilerle çiziyorum kendi adıma.
Örneklediğim şiiri eleştirisel boyuta taşırsak, farkedeceğiz ki günümüz şiir yapısı bu kalıbı fazlalık ve tekrarlarıyla düşük derecelendirmeyle benimser. Özensiz dizilim, söylemin kelimeleri eksiltmeden tamamlanması, her şeye rağmen dar kıstaslı değerlendirmeleri istemiyor.
Buraya kadar İkbal'in şiirini zaman süreçlerinde anlamlandırmalarıyla bizlere kavrattığını işaretlemeye çalıştım. Şimdi İkbal şiirinin ve düşüncesinin günümüz yapısıyla çarpıştığı bir iki noktayı imleyeyim.
Toplum bugüne kadar bir çok etkenin yön değiştirtmesiyle yargılarını belirlemiştir. İkbal 100 küsür sene önce yazdıklarıyla bir 100 yıl sonrasında ışığını söndürmeyecek bir noktada. Kendi çağında tam bir merkezdedir. Bu sebeple günümüz değerlendirmelerini İkbal şiirinin üstünde sabitleyebilme ihtimalimiz yok. Sonuç olarak toplum zaman içinde yeni anlaklar ürettiği kadar, 1oo sene öncesinin anlattığını da benimsemektedir İkbal gibi isimlerle.
Anlamak değişse de anlatabilmeyi bilen bu isimler sayesinde şiirin çağlar arası serüveni yeni renklerle insanoğlunu kuşatacaktır. Şiir eksilmeyecek aksine doğurgan özelliğiyle toplumda yerini sağlam tutacaktır. Buna gönülden inanmakla beraber İkbal gibi iismlerin tarih içinde katkılarını unutmayacağımızı umut ediyorum.
Şiireısmarladık.
Hakan Kartal
BH Sanat Sayı:8-9
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazartesi, Nisil 21, 2008 ·
Saat iki kırk beş, Pazartesi
güneşe tırmandım
kanadımda şarap tortusu
deniz., dalgasız
İstavrit rüyasında balıkçılar
Salı
simit peÅŸindeyim
kaptan güvertede paslı güneşi onarıyor
sabırsız deniz
göğün sirenine karışmış çığlığım
Çarşamba
kayalıkla kolkola, ıslıklıyoruz mor güvercini
sincapları saydık
dalgaları da
Saat iki kırk beş, haylaz Perşembe
sofrasındayım ihtiyar iskelenin
Sirkeci vapuruna çeyrek saat
bulut yağıyor yalnızlığımıza
Stavros bana bakmıyor
üşüyen dudaklarımı ısırdı Elena
Hakkı Baba oltasını suçluyor
ağlıyoruz
Saat karanlık, günlerden Perşembe
Galata köprüsü merdiven dayamış sevdiğim yakamoza
isyanda Haliç
yolculuk başlıyor, karnım hala aç
kanadımı kırıp, rüzgara saklanıyorum
gözlerim akıyor sandalların isimlerine
bir bir ezberliyoruz
şehri gözlerimle vuruyorum, kimse ölmüyor!
Saat karanlığın biraz ötesi
İstanbul susuyor
kapılar susuyor
anahtar susuyor
konuşamıyoruz
Hakan Kartal
Åžehir Dergi Nisan 2008
Yorum (1)
Yorum yaz!
« Önceki ::